First Class

Delhi'den Dehra Dun'a ulaşmak için 6 saatlik bir tren yolculuğu yapmamız gerekiyordu. Delhi'yi gördükten sonra tren macerası bizi biraz ürkütmeye başladı. Gerçi “first class” tren bileti aldığımız için içimiz biraz daha rahattı. First class dediğimde maddi ve manevi bizim anlayışımıza göre bir sınıf canlanmasın aklınızda; 2 kişilik koltuklarda oturuluyor ve yemek servisi oluyor, ücreti de kişi başı 60TL. Yolculuğun gerçek yüzü ise bu iki vagonda değil, diğer vagonlarda yaşanıyor.

Otelden çıkarken acaba sokaklar çok mu sessiz olur diye endişe ediyorduk ama Delhi bizi yine yanılttı. Saat 05:30'da bu kadar insan ve hareket nasıl olabiliyor, bir İstanbullu olarak bile anlayamadım. İstasyon ve peronlar sokaklardan daha da kalabalıktı.

Biletin üzerinde tüm bilgiler detaylı bir şekilde yazmasına rağmen, perona ulaştığımızda içimde aciz bir korku vardı; “Ya yanlış vagona binersek?” Doğru vagona bindik. Koltuklarımıza yerleştik. Keyfim yerinde. Koltuklar pis ama rahat. Ayaklarımı rahat rahat uzatabiliyorum. Tek sorun camlar pis ve dışarısı net görünmüyor. Birazdan keşke hiç görülmeseydi diyorsunuz. Başka bir trenle yan yana gelince, second class yazan vagondaki insanlarla göz göze geldim. Kadın, yaşlı, çoluk çocuk camlardan taşana kadar sıkışmışlar vagonlara. Bizim ise çay servisimiz bitti, sıra kahvaltıya geldi…

Ajitasyon yapmak değil niyetim ama buradayken sürekli kendini fakirlikle karşı karşıya buluyorsun. Lezzetli kahvaltından ısırırken, arkadaki vagonlar zihninde canlanıyor. Yutkunuyorsun, üzülüyor ama yemeye devam ediyorsun. Burada fakirler fakirliklerini, zenginler zenginliklerini kabul etmiş; sen de kabul etmeye çalışıyorsun.

Yolculuğumuz biraz uyuyarak, biraz yiyerek, biraz yazarak, biraz da camdan dışarı bakarak geçti. Delhi o kadar yormuştu ki zihnimi, 2 gecedir vücudum kaskatı bir halde uyumaya çalışıyordum. Yolculuk sırasındaki uyku gerçekten dinlendirdi. Kahvaltı olarak vejetaryen menü istedik ve ekmek arası inanılmaz lezzetli, bol acılı sebze köftesi yedik. Sebze köftesi olarak adını ben koydum :) Burada sabah kahvaltısında sıcak yemek yenmez diye bir algı yok. Aksine herkes sabahları sokaklarda kızarmış hamur işi yiyecekler yiyorlar…

Fotoğraf: 14 Kasım 2015, Dehra Dun Shatabdi Express

Yol boyunca pirinç tarlaları, ormanlık alanlar, köyler ve terk edilmiş gibi görünen fakat içinde çalışan insanların olduğu binalar gördük. Tren geçerken raylara çıkmamaları için kurulmuş bir bariyerin önünde bekleyen rickshaw ve motorların görüntüsü nedense çok hoşuma gitti. Belki de hep filmlerde gördüğümüz bir görüntünün direkt şahidi olmak yüzümü güldürdü. Hatta kaç kere Deniz'e göstereyim bir sonrakini diye içimden geçirmeme rağmen, gülümseyerek bakmaktan Deniz'e işaret bile edemedim :)

Diğer vagonlardaki fakirliği unutan varlıklı Hintliler ve biz tıpkı bir İngiliz asilzadesi gibi birinci sınıf vagonumuzda gidiyorduk. Bazıları buranın zenginleri, bazıları da İngiltere'de yaşayan varlıklı Hintliler gibi duruyorlardı. Bizden daha titiz olduklarını söyleyebilirim; ellerini sürekli ıslak mendille silenler, ellerini temizlemek için alkol kullananlar...

Fotoğraf: 14 Kasım 2015, Dehra Dun Shatabdi Express

Yolculuğun sonuna doğru bedenimden Delhi'nin izi siliniyordu. Gevşedim ve artık yüzüm gülmeye başladı. Şu anki mutluluğumu Delhi'ye borçluyum. O iki günü yaşamadan, şu anımın kıymetini bilemezdim.

Ah Dehra Dun! Yazacağım, burada gerçekten çok mutluyum.

Namaste!