Barış İstiyorum, Silahsız.


Fotoğraf: 24 Aralık 2015, Arambol Beach Goa. Rahatsız etmeden fotoğrafını çektik. Eski bir hippie olduğunu tahmin ettik. Neler oluyor bu dünyaya diye mi düşünüyordu, yoksa ben öyle düşünmesini mi istedim bilmiyorum…

Elimde telefon, facebook açık. Baş parmağımla ekranı bir aşağı bir yukarı kaydırıyorum. Hızlıca kaydırmak istiyorum bazen, görmemiş olmak istiyorum. Görmemiş olmak değil de yaşanmamış olmasını istiyorum elbette en derinde…

“Görmemek” ya da “görmek ama umursamamak” ya da “görmek ama alkışlamak” yaratıyor tüm acıları. Sonra gözüm dolmaya başlıyor. Yavaşça süzülüyor yaşlar.

Her gün farklı ülkeden biri görüyor yaşımı ve soruyor. “Ülkemizde” diyorum “insanlar öldürülüyor”. İlk kez “ülkem” dediğimde bir anlam ifade ediyor belki de benim için, boğazım düğümleniyor. Ülkemin öldürülen, katledilen insanlarının ülkemi oluşturduğunu hissetmek işleri değiştiriyor demek ki…

Uzaktan daha net görünüyor her gün ölüşümüz, her gün paramparça oluşumuz, gözyaşımız, kötülüğümüz, iyiliğimiz, saflığımız, pisliğimiz, azlığımız, azınlığımız, çaresizliğimiz, umursamazlığımız, alışmamız ve bitişimiz.

Şu kadar insan katledildi, katlediliyor dediğimde her gün farklı bir tepki ile karşılaşıyorum. Biri şaşırıyor inanamıyor, bir diğeri neden hala orada yaşıyorsunuz diyor, bir diğeri her yerde böyle değiştirmek lazım bu düzeni diyor, biri geliyor sarılıyor. Sarılmak ne güzel bir şey diye geçiriyorum içimden, ne kadar insani bir şey. Türk arkadaşları varmış, belki de o yüzden sarılmanın bizim için en afili kelimeden daha anlamlı olduğunu biliyor…

Elimi yıkamak için musluğu açıyorum minik yavru bir arı suya karışıyor, kurtulmaya çalışıyor, yardım edemiyorum, gözlerim doluyor.

Düşünüyorum, soruyorum; senin nasıl için elveriyor?