Adalar Biterken…


Koh Tao'ya daha az turist, daha ucuz fiyatlar ve daha lokal yaşam görme ümidiyle gelmiştik. Ne yazık ki daha adaya adımımızı atar atmaz beklediğimiz gibi olmadığını fark ettik.

Adada neredeyse sadece turist yaşıyor diyebilirim. Öyle ki, pek çok dalış merkezinde bile çalışanlar yabancılar.

Bütçesel bir değerlendirme yapacak olursam da Tayland seyahatimiz boyunca en ucuzdan en pahalıya doğru ilerleyen bir akışımız olduğu aşikar… Burası Koh Phangan'dan da pahalı.

Lokal yaşam görmek ise oldukça zor. Genellikle gece kurulan, yemek tezgahlarının olduğu gece pazarları Tayland'da çok yaygın olmasına rağmen burada sokaktaki bir kaç seyyar yemek satıcısı dışında büyük bir pazara rastlamak da mümkün değil. Krabi, Koh Lanta ya da Koh Phangan'da gezmekten zevk aldığımız sokak pazarlarına rastlayamamanın hüznünü hissettim. Hatta Thai yemeği yenilebilecek, ufak lokantalar bile sayılı. Ama Avrupa mutfağı ve havalı cafeler bulmak ise çok kolay… Thai yemeğinin sevdalısı olmamama rağmen, en az 20-30 lira verip makarna, pizza, hamburger yemek istemeyeceğimi tahmin edersiniz.

Her zamanki gibi ilk gün adaya varır varmaz bir motor kiralayıp kalacak bir yer aramaya başladık. Koh Phangan'da para vermeden çadırda kaldığımızı düşünürsek, buradaki fiyatlar ilk duyduğumuzda uçuk geldi. Oysaki kaldığımız bu bungalow için Türkiye'de kim bilir ne kadar para öderdik? 30TL'ye kaldığımız deniz manzaralı, balkonlu güzel bungalow yorucu günler ardından iyi bir dinlenme alanı yarattı. Sabah gün doğumuyla birlikte denize karşı yoga yapmanın tadı, gece ise ayı ve denizin üzerinde ışıkları ile nokta nokta görünen tekneleri izlemenin huzuru bile yetti.

Fotoğraf: Koh Tao’daki minik balkonlu evimiz

Fotoğraf: Koh Tao’daki evimizin manzarası

Ada dalış meraklılarının uğrak noktası. Tüplü dalış ve snorkel turları çok yaygın. Bir ara biz de katılmayı düşündük ancak daha önce tüplü dalış yapmadığımız için ilk dalışı havuzda yaptırıyor olmaları vazgeçmemize neden oldu. Belki zamanın başka bir anında, kim bilir belki Filipinler'de ilk dalışımızı yaparız dedik. Bu da evrene mesajım olsun :)

Elbette herhangi bir tura katılmadan da denizin keyfini çıkarmak mümkün. Yolları çok kötü de olsa pek çok güzel koya motorla ulaşılabiliyor. Hemen hemen her koyda havalı bir resort var ancak girmek için herhangi bir para ödemek zorunda değilsiniz. Sadece Mango Beach için para istediler, biz de geri döndük. Zaten neredeyse en kötü deniz bu plajdaydı…

Denizin su yeşili olduğu yerler benim için genellikle hayal kırıklığı ile sonuçlanırken, koyu mavi ve berrak sular ise sonunda Tayland'da denizin tadını çıkartmamı sağladı. Adanın bir kaç sahilinden oldukça yakın görünen ve turlarla gidilebilen Shark adası isminden de anlaşılacağı üzere köpekbalıklarıyla meşhur. Dalış için genellikle oraya gidiliyor. Yüzerken köpekbalıklarına çok yakın olmanın verdiği huzursuzluğu yaşamış olsam da, bu sularda var olmalarına şükrettim. Zira sayelerinde tertemiz sularda yüzme fırsatım oldu. Sayelerinde diyorum çünkü turizm kaynağı olduğu için mi yoksa cidden doğaya değer verildiği için mi bilmem, denizin temizliğine önem verilen ve doğanın kıymetinin bilindiği bir ada burası. En çok hoşuma giden de her yerden elde edebileceğiniz ada ile ilgili detaylı bilgilerin yer aldığı rehber kitaplarda hediyelik eşya alırken ne aldığınıza dikkat edin ve doğa katliamını destekleyecek ürünler almayın diye uyarıda bulunmaları oldu. Zira çocukluk yıllarımda benim de bilinçsizlikle hediye olarak satın aldığım deniz yıldızlarının denizin dibindeki o zarif görüntüsünün anahtarlıktaki ceset görüntüsünden daha değerli olduğunu çok geç anladım.

Fotoğraf: Güneşin vurduğu minik ada “Shark Island”

Belki de benim seyahat ederken en muzdarip olduğum konu düzenli ve sağlıklı yemek yemek olduğu için konuyu dönüp dolaşıp yemeklere getiriyorum. İki haftalık bir tatil değil de uzun süreli bir seyahat yaptığımızı düşünürseniz, her gün dışarıda yemek yemek hem sıkıcı olmaya hem de pahalıya patlamaya başlıyor. Neyse ki bir iki talihsiz denemenin ardından küçücük, sevimli bir thai lokantası bulduk. Lokantanın duvarlarında herkesin kendi dilinde yazdığı; yemeklerin güzelliğinden bahseden ve küçük esnafı desteklemeye çağrı yapan yazılar var. Tam Türkçe yok mu, yoksa yazalım derken tabii ki olduğunu fark ettik. Bir gün Koh Tao'ya gelecek olursanız kesinlikle tavsiye edeceğim bu küçük lokantanın hem yemekleri lezzetli hem de sahipleri çok güler yüzlü. Anneannenizin çiçekli samimi tabaklarında yemek yiyor gibi hissettirmesi de cabası…

Fotoğraf: Mama Piyawan’s Original Thai Food

Fotoğraf: Mama Piyawan’s Original Thai Food

Fotoğraf: Mama Piyawan’s Original Thai Food

Koh Tao günlerimiz tahminimizden daha kısa sürdü. Genel olarak Tayland'da bir tatminsizlik yaşadığımız açık. Sanırım bunun nedeni seyahat eden kitlenin daha çok 1-2 haftalık tatile gelen turistler olması. Samimiyet azalıyor, insanlar kısacık tatillerinde yeni insanlarla tanışıp sohbet etmek yerine sadece dinlenmek ya da kafa dağıtmak istiyorlar. Hindistan'dan sonra da bizi böylesi pek tatmin etmiyor… Denizde yüzmekten ziyade yeni insanlarla tanışıp bir şeyler paylaşmak daha değerli gibi hissediyorum, ne dersiniz?

Neyse, Koh Tao'yu ardımızda bıraktık önce bot, sonra gece otobüsü ile keyifli bir yolculuktan sonra Bangkok'a vardık. Otobüsün bizi merkeze yakın bir yerde indireceğini düşünürken, uzakta olduğumuzu fark edince biraz hayal kırıklığına uğradık ama yolculuk sırasında tanıştığımız diğer arkadaşlar kadar bu durum canımızı sıkmadı. Oldukça sinirli ve panik olan yol arkadaşlarını görünce, Hindistan'ın bizi “Her zaman istediğin, umut ettiğin şeyi elde edemeyebilirsin.” bilincine ne kadar güzel ulaştırdığını fark edip gülümsedik.

Khao San Road'a varır varmaz kalacak yer aramaya başladık. Bu cadde ve çevresi bizim Taksim ve çevresi gibi. Tabii ki o kadar büyük bir yer değil ama genel olarak konsept benzer. Her yerde ya geceden kalma turistler, ya da bizim gibi çantalarıyla sabahın ilk ışıklarında Bangkok'a varmış yolcularla doluydu. Çantalarla kalacak yer aramaktan yorulduktan sonra, ben yazımı yazmaya başladım Deniz de güzel kalacak yerleri araştırmaya başladı ve sonunda hem sakin hem de temiz bir yer buldu.

Fotoğraf: Khao San Road

Eşyalarımızı bırakıp güzel bir duş aldıktan sonra şehri keşfe başladık. Aslında Bangkok'ta 1-2 gün kalıp, çevredeki farklı yerlere gitmeyi planlıyorduk. Ama hem şehri tahminimizden daha çok sevdik, hem de çok yorulduğumuzu ve dinlenmek için iyi bir fırsat olacağını fark ettik.

Bangkok ile ilgili parça parça pek çok şey yazmak istiyorum aslında. Umarım vaktim olur ve güzel güzel anlatabilirim. Bugün beşinci günümüz ve dün akşam itibari ile kaldığımız guest house'tan ayrılıp, couchsurfing aracılığıyla tanıştığımız bir arkadaşımızda kalmaya başladık. Çok şanslıyız çünkü Lina İstanbul'da 1 yıl yaşamış ve dünya tatlısı biri… Kendi başımıza yaptığımız Bangkok keşfimize Lina gibi daha önce de Tayland'da yaşamış ve kısa süreliğine tekrar burada olan, Thai dilini bilen ve lokal yerlere bizden daha çok hakim olan biri ile devam edeceğiz.

Bir sonraki durağımız için ise heyecanımı bastırıp buraya odaklanmaya çalışıyorum. Güzel anlar yaşıyorum, saklıyorum ve size anlatacağım.