Güle Güle Hindistan, Tekrar Görüşmek Üzere!


Baktım ki son günlerle ilgili paylaşmadığım bir sürü şey kalmış hemen yazayım dedim.

Öncelikle Gokarna bizi resmen içine çekti. En fazla 2 hafta kalırız, sonra Kerala bölgesine gideriz diye planlarken bir baktık ki 20 gündür Gokarna'dayız. Meğerse Gokarna hep böyleymiş. Gelen gidemiyormuş, giden geri dönüyormuş.

Gokarna aslında benim gördüğüm kadarıyla Hindistan'ın minik bir özeti gibi. Sessiz ve temiz plajı da var, pis ve kalabalık plajı da… Kalabalık sokaklarda gezip sokak yemekleri de yiyebiliyorsun; ıssız bir lokantada ucuz ama güzel yemekler de… Ve tabii ki çok ucuz. 7,5TL'ye deniz kenarında konakladığımızı söylersem ucuzluğunu tahmin edebilirsiniz sanırım.

Tabii ki bu ucuzluk da insanları kendine çekiyor. “Burası çok shanti shanti” diyenler doğanın ve sessizliğin yanı sıra ucuz kalma ve yemek yeme alternatifini dile getirmeden geçemiyorlar.

Biz niye ayrılamadık Gokarna'dan derseniz; evet çok ucuz ve evet çok sakindi. Hindistan yoruyor diyorum ya, gelin yorulun sonra Gokarna'da dinlenin bence! Hani olur da Hindistan’ın karmaşasını çok özlerseniz merkeze indiğiniz anda hemen içindesiniz! Tanrılar için koşturan kalabalık insan gruplarına, Moda'daki kurbağalı dere kadar mis gibi kokan ırmaklara ulaşabilirsiniz kolayca…

Biz biraz tembellik yaptık burada.Sadece 2 kere uzaklaştık sanırım kaldığımız çevreden. Birini daha önce yazmıştım, sondan bir önceki günümüzde de arkadaşlarla atladık otobüse öyle gezdik etrafı bu sefer.

Yine sessiz plajlar ve köyler bulduk. Bir önceki yazımda fotoğrafların arkasında yatan gerçeklerden bahsetmiştim ya, bu gerçekleri lütfen unutmayın! Unutmayasınız diye aralara gerçek fotoğraflardan da serpiştiriyorum bu sefer.

Fotoğraf: Gokarna yakınları

Fotoğraf: Mis kokulu dereler…

Fotoğraf: Tertemiz sahiller…

Sonunda “Haydi gidelim!” diyebildik ve Kochi'deki uçağımızdan bir kaç gün önce Kerala bölgesinin de kokusunu alalım diye Kochi'ye doğru yol almaya karar verdik. Yine en çok arkadaşlardan ayrılmak yaraladı tabii ki. Malum garip bir şekilde koca Hindistan'da bir arkadaş grubu edinip, gittiğimiz her yerde onlarla buluştuk. Biliyordum uzaktayken en çok aile ve arkadaşlar özlenecekti, çok da özledim ama yerlerini doldurma çabasıyla arkadaşlar edinip onlarla gezmek için can atacağımı tahmin etmiyordum. Yeriniz dolmadı merak etmeyin, en az sizin kadar güzel yeni insanlar eklendi hayatıma ama…

Kochi'nin deniz kenarında olsa da yine bir şehir olması ve pahalılığı ile ün yapması bizi huzursuz etmeye başlamıştı daha yola çıkmadan. Yolculuğumuz trenle ve sleeper vagonlarda gerçekleşti bu sefer. Açıkçası umduğumdan temizdi. En azından tuvaletin altı açık olduğu için içeride tuvalet kokusu kalmıyordu… Fazla gürültülü olması ve ben ayrı yatmaktan korktuğum için Denizle birlikte küçücük yatakta yatmamız dışında her şey güzeldi. Sabaha karşı Deniz'i azad ettim ve 1 saat de olsa rahat uyuduk.

Fotoğraf: Sleeper vagondaki tren yolculuğumuz

Kochi'ye geldik. Çadır almak için Dechatlon'a gittik. Kendini medeniyete ışınlanmış hisseden 2 masum gezgin tadındaydık. Yüklendik küçük evimizi sırtımıza ve Fort Kochi'ye geçtik. Hayalimiz çadırımızı hemen burada kullanabilmekti ama sırtımızda çantalarla 1 saat yürüyüp, her yere “Bahçenize çadır kurabilir miyiz?” diye sorduktan sonra anladık ki burası baya turistik bir yer ve kimsenin bize çadır kurdurmaya niyeti yok; biz de kendimizi görece temiz ve ucuz bir butik otele attık.

Tabii bu arada peşimize takılan tuktuk şoförleri cinnet geçirtecekti o ayrı… Sanki daha önce bu konuyu konuşmuşuz gibi yanımıza yanaşıp “yeeees, madam/sir tuktuk?”, “maybe, see somewhere?” diyerek peşimizde dolaşmaları, tuktuk ile yanımıza yanaşıp çapkın bakışlarla gülmeleri ve gülücüğe karşılık verdiğin anda aracı önüne kırmaları tadından yenmez Fort Kochi deneyimleri oldu bizim için. Sanırım ilk kez çileden çıkıp 10 kere no dedim bir tuktuk şoförüne. Bazıları oturduğun lokantada yanına yanaşıp “yes, madam?” diyorlar mesela. “Neyine yes madam kardeşim, yemeğimi bırakıp seninle çılgın bir Kochi turuna mı katılayım yani?” diye isyan etmemek çok zor. Etmiyorum çünkü İngilizce bu tadda isyan edemem.

Kochi baya Avrupa gibi. İnsan Hindistan'da olduğunu unutuyor; her anlamda! Bir kere oldukça pahalı, o yüzden burada kimse “shanti shanti” değil sanırım. “Tursitikliğin dibine vurmuş” diyebiliriz.

Fotoğraf: Fort Kochi

“Ayurvedic clothes” satıyor mesela bir dükkan. Şaka olmalı! Organikmiş malzemeler… Tekrar ediyorum kendimi belki ama söylemeden geçemeyeceğim yine; o kadar zor ki buralarda Ayurveda merkezlerine, yoga eğitimlerine güvenmek. Kazıklanmaktan öte bir durum bu, para kaybetsen dert değil; sağlıktan bahsediyoruz, bedenden bahsediyoruz… Bilemiyorum belki de ben çok ciddiye alıyorum, zira gözünü karartıp her şeyi deneyen bir sürü insana da rastladım.

Fort Kochi'de sokak hayvanı olarak keçiyle tanıştık diğer yerlerden farklı olarak… Her yerde keçiler yatıyor, geziyor, yemek arıyorlar. Çok tatlı şu keçi denilen hayvan. Tamam inek de tatlı ama çok büyük inekler ya, sokak hayvanı olarak yorucu oluyor her anlamda!

Fotoğraf: Fort Kochi

Burası ilk önce Portekizlililer, sonra da Dutchlar ve İngilizler tarafından işgal edilmiş. O yüzden aslında bu kadar Avrupa'ya benziyor. Her yerde kilise var. Ama Avrupa'da görmediğim kadar da İsa heykeli ya da İsa'nın resmi var etrafta… Hindistan din olayını en üst noktada yaşıyor yani; Müslüman, Hindu, Hristiyan fark etmeksizin. Bir yandan da bu kadar farklı dinden insanın kavgasız gürültüsüz birlikte yaşaması insanı mutlu ediyor. Malum ülkecek pek alışık değiliz farklı dinlere, dillere ve ırklara saygı gösterilmesine; beceremiyoruz ne yazık ki…

Fotoğraf: Fort Kochi
Fotoğraf: Fort Kochi

Burada tattığım sokak lezzetlerine bir de sokak cipsi ekleniyor. Yıllardır cips yemeyen benim için heyecan verici! Gerçi tabii ki yine kullandıkları yağ ve herşeyden önemlisi kızartma olması zararlı olduğu gerçeğini değiştirmiyor ama en azından katkısız diyerek tatmadan geçmiyorum. Tatlı patatesten yapılan Tapioca cipsi buralara yolunuz düşerse mutlaka deneyin bence. Ya da evde kendiniz fırında daha sağlıklı versiyonunu yapabilirsiniz.

Son günümüzün Fort Kochi'deki son bir kaç saati içinde komünist partililere ve bir grup gencin partiyi temsilen yaptığı dans gösterilerine denk geliyoruz. Partililer içinde açlık grevinde olanlar var. İşte aslında Hindistan bu demek benim için; her türlü acıya rağmen neşeli olabilmek. Aamir Khan'ı anıyorum içimden. Filmlerinin ne kadar güzel ve değerli olduğunu bu 3 ayın sonunda daha da iyi anladım. Her şeye rağmen “All is well!” diyebilmek tüm mesele…

Fotoğraf: Fort Kochi’de rastladığımız komünist parti üyeleri

Bu arada pisliğinden az az bahsettim buraların ama detaylı açıklamadım sanki; detay istersiniz bence! Mesela lokantanın duvarında yürüyen fareler, dolabın içine sızan hamam böcekleri gördüm. Tırnaklarının içi siyah olmayan kimse yemek servisi yapmadı 3 ay boyunca. Çıplak ayakla yolda yürürken inek pisliğine basıp yoluna devam edenlere rastladım. Deniz kenarında yan yana dizilmiş tuvaletini yapan insanlar gördüm. Aman neyse amacım sizin içinizi gıcıklamaktı, yoksa ben 3 ayın sonunda yadırgamaz hale geldim bunları. Hastalanmadan tamamladığım Hindistan seyahatimizin sırrı olarak da “Zerdeçal’ın gücü adına!” diye haykırmak istiyorum!

Fotoğraf: Gokarna’da sabah tuvalet ihtiyaçlarını gideren insanlar ve denize karışan mis kokulu dere!

Hindistan bize son kazığını attı; Tayland Krabi havaalanında dört gözle beklediğimiz bagajımızın bizimle gelmediği gerçeği ile yüzleştik! “Elbet bulunur, akışına bırak ya!” diye gevrek gevrek sırıtarak, hava yolu şirketinden yarın haber alma ümidiyle hostelimize yerleştik.

Çok yordun ama çok da sevdim seni Hindistan. Çok şey öğrettin bana, teşekkürler! Tekrar görüşeceğiz…