Doğum Günü Sendromu


Bugünlerde içim değişik. Gitgeller, zihnimin gevezelikleri, aşırı istekler, aşırı isteksizliklerle doluyum.

Bir ara Merkür dediler. Merkür geçti dolunay. Dolunay geçti benim içim durulmadı.

Bazen çok gerginim, bazen pamuk gibi. Az önce içim kıpır kıpırken, şimdi misikinim. Tam tüm planlar kafamda netti, birden dağılıverdim. Dün burada olmak istiyordum, şimdi Hindistan'da… Belki de Bozcaada'da…

Anlaşılan tüm dengelerim şaştı. Bütün bu dengesizliğimin içinde kaybolurken, yoga ile dengede kalmaya çalışıyorum. Şimdi fark ettim, en sevdiğim asanayı Vrksasana’yı yapmaz olmuşum aylardır; belki de en çok ihtiyacım olan dönemde… Fotoğrafta ön sıradaki çocuk gibiyim, ağaç devrildi devrilecek.

Birden bu kadar çok şeyi, geçmişi geleceği düşünmeye ne zaman başladım. “Anda kal mis gibi”, “Oh anı yaşamak baldan tatlı” derken son bir kaç haftam anımdan kopuk geçiyor.

Merkür, dolunay değil de, doğum günü tutulması mı acaba? Hiç sevmiyorum doğum günlerimi. Resmen doğum günü sendromu yaşıyorum her yıl. O günüm ya ağlayarak, ya sızlanarak, ya kendimle ya birileriyle kavga ederek geçiyor; darala darala bir hal oluyorum.

Aslında bu yıl kendime söz vermiştim. Bu sene öylesine çok gülecektim ve bu dünyaya geldiğim için kendimi öylesine çok şımartacaktım ki; yine mi yapamayacağım diye merakla bekliyorum.

Ve nedense her şeye özlem duyarak geçecek bir yaşa giriyor gibi hissediyorum. Güzel özlemler olsun. Hindistan özlemi olsun, Bozcaada özlemi olsun içimdeki. Bir bilete baksın özlemimin bitişi.

Om Shanti!