Homur Amca


Çoğunlukla isteksiz bir şekilde yaptığım metrobüs yolculukları… Yine metrobüsteyim.

Elimde kitabım yoksa kesin huysuzlaşıyorum. O itti, bu çarptı, o koktu, sıcak bastı derken yarım saatlik yol bitmek bilmiyor, eziyete dönüşüyor. Bir de tabii iç sesim “Hiç sana yakışıyor mu bu düşünceler, onca yoga ne işe yaradı şimdi?” diyor. Ve hemen ardından beni yerden yere vurmaya alışık ve meraklı iç sesimi susturuyorum. Yoga yapıyorum diye her an dünyanın en ılımlı en anlayışlı, en mutlu, en huzurlu, en en en en en insanı olamam ya… Bütün bu kalıplardan sıyrılabildiğim yer ve an olduğu için zaten yoga yapmıyor muyum? Fark ediyorum işte kendimi, bu bile yeterli değil mi? Şu anda yersiz sinirlendim, şu anda empati kuramadım, şu anda kendime olan kızgınlığımı karşımdakine yansıttım diye gidebilir bu farkındalık zincirim. Ve bu süreci seviyorum. Kendimi fark etmeyi ve bir noktada kendimle barışmayı seviyorum.

Neyse metrobüs diyordum, konuyu yine yogaya getirdim.

Seyahat süresince içime işleyen hayatı akışına bırakma, kendimi hırpalamama ve anda kalma hallerini Türkiye’ye döndüğümde de devam ettirmek için bazen ciddi çaba sarf etmem gerekiyor, bazen de içimde derinlerde bir yere bu ruh halinin zaten işlediğini görüyorum, mutlu oluyorum.

Söz konusu metrobüs ise iç sesim bana “kitap oku” diyor. Ve ne zaman bir kitabı açıp sayfalarını çevirmeye, içine dalmaya başlasam ne itiş kakış, ne koku, ne ses, ne sıcak beni rahatsız eder hale geliyor. Kimileri için müzik dinlemek aynı hissi yaratıyordur. Ben müzik dinlediğimde genelde melankolikleşiyorum, o yüzden kitap daha iyi bir kaçış benim için.

Ne zaman kitabımı okumaya başlasam, bana yer vermek, yer açmak, boşalan yerleri ben oturana kadar tutmak için çaba harcayan yaşlı amcalara, teyzelere denk geliyorum. Bu açıdan bile kitap daha güzel bir alternatif demektir müzik dinlemekten :)

Şu anda yanımda oturan amcayı ikinci görüşüm. Çok iyi hatırlıyorum çünkü amcama benziyor – Ali amcacığım senden bahsediyorum, bakalım okuyacak mısın yazımı deniyorum şu anda seni. O zaman da amcama benzemesine rağmen somurtkan olan yüzü beni hayal kırıklığına uğratmıştı. Amcama bu kadar benzeyip nasıl gülümseme olmaz yüzünde ya da gözlerinin içinde diye baya hayıflanıp, bir umut süzmüştüm belki değişir ifadesi diye ama olmamıştı. Bugün de somurtkan, homur homur. Tam önünde ayakta duruyorum, mutsuz mutsuz süzüyor beni. Kitabımı açıyorum salına salına okumaya başlıyorum. Ve yine tatlı bir teyze ineceği durağa yaklaşırken hemen beni dürtüyor, bir eliyle beni kolumdan tutuyor, diğer eliyle koltuğu tutuyor ve o birkaç saniyelik anda ya benden önce başkası oturursa endişesini benden daha fazla taşıyan teyzeciğim atik tavırlarla beni güvenli yerime yerleştiriyor. Yüzünden fark ediyorum şu anda içi huzurlu, ben oturdum ve kitabımı artık oturarak okuyorum. Ama aksilik ki o homur homur amcaya çarpıyorum bu hengâmede. Yüzüme koca bir gülümseme yerleştiriyorum, başımı çeviriyorum ve homur amca kaşlar çatılmış bana bakıyor! “Çok özür dilerim” diyorum. Ben kolay özür dileyen bir insanım bu arada. Neden insanlar özür dilemekten çekinir hiç de anlamış değilim. Acaba bazen ben fazla mı özür diliyorum diye de düşünmeye başladım… Neyse özür falan diledim ama tabii ki değişmedi homur amcanın yüzü. Mimikler aynı, sadece gizleyemediği bir yumuşaklık oldu yüz kaslarında. Gerçekten gördüm! Biraz huzurlu bir şekilde, sanki bir insanı gülümsememle gevşetmişim gibi hissederek onur ve gururla kitabıma geri dönüyorum.

Pek de gevşetemedim mi yoksa? Amca herkese gıcık. Geçerken değene 10 kere dönüp bakıyor, yüksek sesle konuşana kafasını eğip bakıyor. Ofluyor, pofluyor, cıklıyor. Neyse dikkatimi kitabıma vermeye çalışıyorum. Okudum okudum, unuttum nerede olduğumu. Birden irkildim yaşlı bir amcanın binmesiyle ve hızlı bir şekilde kalktım yer verdim. Yine ayakta devam ediyorum okumaya. Genelde hep böyle oluyor zaten. Yaşlı bir amca/teyze inerken beni bir yere oturtuyor, sonra başka bir amca/teyze metrobüse binince ben apar topar kalkıp yer veriyorum; böyle bir kısır döngü.

1-2 dakika geçti geçmedi, işte o an geldi. Bu sefer koluma yapışan homur amca, yanındaki koltuk boşalmış alelacele yerleştirmeye çalışıyor beni. Nasıl mutluyum anlatamam. Homur amca gülümsemese de, sevdi beni bence. Tuttu kolumdan oturttu yanına. Demek ki gülüşüm ve özrüm işe yaramış; yumuşatmışım kalbini, almışım sıkkınlığını az da olsa.

İçimdeki homur amcaya, hepinizin içindeki homur amcaya, metrobüslerdeki tüm homur amcalara ve beni seven homur amcaya selam olsun.