Bir Donma ve Yanma Hikayesi

Foto: Manikarnika Burning Ghat

İlk Hindistan seyahatimde çok istediğim ama Delhi şokundan sonra cesaret edip gidemediğim Varanasi'ye kavuşmak için çok sabırsızdım.

Delhi'den sonra ilk durağımız Varanasi olsun dedik. Trenlerde yer olmadığı için gece otobüsüne rezervasyon yaptırmak zorunda kaldık. Buraya gelmeden önce de kızlara "mümkün olduğunca karayolu kullanmayalım, çok deli kullanıyor şoförler" deyip duruyordum ama eh tabii malum "akış" :))) bırakacaksın kendini o seni öyle vura vura, bata çıkara götürecek bir yerlere.

Anchit sayesinde biletimiz sorunsuz alındı. Aynı hostelde kaldığımız biri de bizimle aynı otobüsteymiş, birlikte Uber'den araç çağırdık. Otobüsün kalkacağı yere gittik. Tabii bizim beklentimiz ya otogar gibi bir yer, ya bir otobüs durağı ya da en azından otobüsün oradan kalkacağına dair bir işaretin olmasıydı. Otobüsümü gelince de binip gidecektik. Böyle gelişmiş olsa ne kadar sıkıcı olurdu düşünsenize. "Otobüse bindik ve sabah gözlerimizi Varanasi'de açmıştık" diye yazmak Hindistan seyahatine yakışmazdı, biraz aksiyon olması lazım ki nerede olduğumuz anlaşılsın.

O kadar manasız bir yerdeydik ki, oraya bir otobüs gelme ihtimali yok gibiydi. Merak ediyorsanız; oraya asla otobüs gelmedi :) Anchit sürekli mesaj gönderip durumumuzu öğrendiği için içimizde bir güven vardı tabii eh bi de malum "akış". Yazarken kahkaha attım. Ne akışmış arkadaş! Otobüsü beklediğimiz yere gelen çantalı bir amcayla kızını görünce konuştum. Varanasi'ye gitmeyeceklermiş ama aynı otobüs dediler. Sonra Anchit'le kızı telefonda konuşturtmak suretiyle kendimizi garantiye almış bulunduk. En azından doğru yerdeydik ve bizimle aynı araca binecek bir insana emanettik :) Biraz geriden bir minibüsle otobüse ulaşacağımızı söyledi kız. Kız otobüs gecikti diye otobüs şirketini arayınca bu bilgiyi ediniyor. Tuhaflıklar ülkesi. Yani o araca binenler sadece bizim gibi turistler olsa muhtemelen asla böyle bir ulaşımdan da haberimiz olmayacaktı :) Tabi o minibüse de öyle hemencecik binilemedi. Anlamsız bir bekleyiş... Nedenini soramıyorsun sorsan da zaten mantıklı bir açıklama yapılmıyor. Bekle diyorlar bekliyorsun, bin diyorlar biniyorsun, in diyorlar iniyorsun.

Herhalde 1 saat gecikmeli minibüse bindik. Yine otoban kenarı gibi bir yerde otobüse binmek üzere indirildik. En azından gerçekten bir otobüs durağı da vardı. Kim olduğunu hiç anlamadığım bir adam yönlendirip duruyor bizi. 30dk diyor, 10dk ekliyor 5 dakika çıkarıyor derken 1,5 saat de orada anlamsız bir bekleyişte buluyoruz kendimizi. Yolun karşı tarafında bir AVM, bir yerlerden gelen boğucu leş kokusu... "işte böyle ya buralar hep çok shanti shanti" diyorum, gülüyoruz, arada kaşlar çatılıyor sonra yine bir kahkaha derken "incredible india" nın "bekleme" daha doğrusu "anlamlandırılamayan bekleme" deneyimi içinde bir sakinlik buluyoruz kendimize. Henüz otobüste başımıza geleceklerden habersiziz :)

Otobüse bindik. Gece otobüsünde bir kaç koltuk var ama çoğunluk yataklı, biz de uyuyacağımız için yatak satın almıştık. Aslı ve ben birlikte 2 kişilik taraftayız. Beste'ye de tek kişilik yatak vermişlerdir diye ümit ediyorduk ama meğersem iki kişilikmiş :)) Beste'nin alt katında da hostelde tanıştığımız çocuk yine iki kişilik yatağa yerleşti. Hooop bir baktık kocaman göbekli bir Hintli amca bizim arkadaşın yanına yattı. Buna kaç dakika güldük bilmiyorum. "Bana şans dileyin" dedi ve amcayla samimi sohbet ve uyku pozisyonlarına geçtiler. Ve heyecanla Beste'nin yanına kim gelecek acaba diye beklemeye başladık. "Böyle bir şey olabilir mi?" isyanlarımız da tam bu sırada başlamıştı :) Bizimle sohbet etmek isteyen Hintli bir üniversite öğrencisi çocuk Beste'nin yatağının önce ucuna oturdu sonra baktık yavaş yavaş içeri doğru girme niyetinde... Uyuyacağız deyip kendisini "sıcak" yatağına doğru uğurladık. Tabii bu arada bizim klimayla kavgamız gündemdeydi. Klimanın kapaklarını kapatıyorsun ama etrafından, otobüsün kenarlarından, her yerden deli gibi soğuk geliyor. Klimalı araçta değil de derindondurucuda seyahat ediyormuş gibi... "Böyle bir şey olabilir mi?" Hayatımda koli bandına en çok ihtiyaç duyduğum saatleri yaşamış olabilirim. Sırt çantaları, yastıklar, battaniyeler; ne bulursak kapatmaya çalışıyoruz olmuyor olamıyor! Çoraplarımızı paçalarımızın üzerine geçirdik, sweatshirtleri giydik, üzerimizde yağmurluk, kapşon kapalı ve gözlerimiz burunlarımız donup düşmesin diye şallarımız yüzümüzde Hindistan'ın en büyük hizmeti "donarak ölmeye giden yolda uykuya dalma" deneyimini yaşayan şanslı azınlıktan olduk. Bu arada merak ettiyseniz Beste yalnız bir gece geçirdi, gecenin ortasında yanına yeni bir yol arkadaşı gelir mi diye korkup sonra bol bol güldük ama meğersem o şanslı bir sonraki gece yolculuğunda ben olacakmışım, Agra'ya geçerken anladım.

Foto: Night Bus'tan bir kare :)

Foto: Blue Lassi Shop

Sabah tabii ki varmamız gereken saatten sanırım 3,5 saat falan daha geç vardık. Muavinin yattığımız yeri kapatan paravana tüm gücüyle vurarak "Varanasi!" diye bağırması ile uyandık ve kendimizi tuktuk şoförlerinden oluşan kalabalığın içine doğru yeni yemler olarak bırakılmış bir halde bulduk. Ve yine aynı şeyler. Söylenen aşırı fiyatlar. Sen çekip gidince peşinden gelen yüzlerce şoför. En fazla bir adım uzağında durup karar vermen için bekleyen bir kalabalık. Hava sıcak, uykusuzsun... "tell me your price"lar başladı. İçimdeki kötü ses "söylemiyorum ulan ben fiyat sen bana dürüst bir fiyat söyle yeter ulaaaaaaan" diyor, sonra "ooohhh al nefes sevgen, ver nefes sevgen. Shanti shanti sevgen." düğmesine basıyorum. Hummalı pazarlıklar, 2 tuktukçunun "choose coming with me or him" demesiyle bir de "insan sarraflığı" yeteneklerimizin düğmesine basarak karar vermeler sonucu güvenli bir şekilde ve az kazıklanarak ya da bir ihtimal hiç kazıklanmayarak varıyoruz hostelimize.

Varanasi'de cehennem sıcağını yaşamaya başlıyoruz. Hostel Ganj'a 20dk yürüme mesafesinde ama sıcakla birlikte sanki o mesafe 40 dakika gibi geliyor.

Kaç kere yürüdük o yolu bilmiyorum? 2 gece kalmışız ama bana sanki 1 hafta Varanasi'de kaldık gibi geliyor, çıkamadık o sıcağın ve kaosun içinden gibi hissediyorum. Sıcak, kalabalık (bir tatile denk geldiğimiz için çok fazla yerli turist kalabalığı vardı), pislik yoruyor, tüketiyor insanı. Ama sonra Blue Lassi Shop'a giriyorsun, içiyorsun bir Lassi ohhh mis. Lassiyi hazırlayan abinin tatlılığı da bonus!

Foto: Ganj üzerinde gün doğumu

Kısacası sanırım Varanasi yordu beni. Söylenmemeyi, içinde bulunduğum an ile mutlu olmayı ya da en azından kabul etmeyi sanırım bir önceki seyahatte öğrenmiş, bol bol deneyimlemiştim. Bıraktım işte yine kendimi, vardı elbet orada aldığım, alıyor olduğum bir şeyler...

Varanasi'de kendimi en huzurlu hissettiğim an gün doğumunda tekne ile Ganj'ın üzerindeki saatlerdi... Karşımızda Burning Ghat'ta hiç sönmeyen ateşin dumanlarını izlerken kuş seslerini dinlediğim ve arkama döndüğümde gün doğumuna dalıp gittiğim anlar... Güneş doğarken tenini ısıtıyor, bir yanda da bir beden ateşin için yanıp yavaş yavaş kül oluyor. Hayat böyle tuhaf ikiliklerle dolu, o ikilikleri bol bol hissedip görüyorsun ve tekrar ediyorsun içinden "hepsi bir aslında, her şey, hepimiz..."

Manikarnika Burning Ghat'ı yakından görmek için güneş tepemizdeyken yanan odunların arasına karışma deliliğinde bulunuyoruz. Cehennemin yer yüzündeki haliydi herhalde gördüğümüz, kokladığımız, tenimizdeki hissettiğimiz. Ölü bir bedeni gösteriyor bir çocuk; önce yüzü kapalı, sonra açıyorlar. Anneannem yıkandıktan sonra gördüğüm yüzü geliyor gözümün önüne, ne kadar benziyor. Dünyanın bir diğer ucunda bambaşka bir hayat da yaşasan, ölünce ne kadar aynı her şey... Ve ne kadar benziyor ölen bir Hintli adamla, sokakta yaşayan aç bir Hintli adam birbirine. Ürperiyorum. Ölüm ne kadar uzak gibi, oysaki hem yaşıyor hem ölüyoruz her gün gibi... Bu ürpertileri, hüzünleri gölgede bırakacak bir dolandırılmanın içinde buluyoruz kendimizi. Sözde bir de deneyimliyim Hindistan konusunda ama işte kafa sıcaktan gidince kendimi bir teyzenin önü de otururken buluyorum. Kızlar karşımda, ben kurbanlık gibi oturmuşum. "Bad karma" temizleniyor "good karma" yükleniyor dediler diye benim ayarlarım karıştı. Gözleri kapattım, teyze pıt pıt vuruyor kafama "mother, father, brother, sister ..... "Artık ne dedi devamında bilmiyorum bir temizleme bir yeniden yükleme operasyonu yaptı. Ama umduğu kadar parayı alamayınca öyle bir değişti ki yüzü, artık bana gözlerinden nasıl bir bad karma enerjisi gönderdiyse Varanasi'den ayrıldığımız gün hastalandım.

Neyse bu sonraki yazıda olacak :) Çok biriktirdim, artık diğer yazılara başlama vakti geldi!

Varanassi'den aklımda kalanlar:

Blue Lassi Shop, Dosa Cafe ve Shree Restoran. Olur da bir gün yolunuz düşer; Shree cafe'de bol bol Hint yemeği deneyebilir, Dosa Cafe'de bu zamana kadar yediğim en lezzetli dosayı yiyebilir ve Blue Lassi'de güzel bir coconut-banana lassi içebilirsiniz. Başka lassiler de var neymiş diye merak edenler mesaj atabilir :)))

Namaste!