Agra & Jaipur'da Gezememek ya da "The Cenabetler"


Foto: Agra / Taj Mahal'e yandan bakarak günü batıramamak

Varanasi'den Agra'ya trenle gidelim, bir daha gece otobüsünde donma tehlikesi ile seyahat etmeyelim diye heveslenirken trenlerin ya iptal olduğunu ya da yer kalmadığını öğrenince boynumuz bükük bir şekilde yine otobüs biletini aldık. Derin dondurucuda Beste ve Aslı birlikte, ben ise tek yatarak yolculuğumuz başladı. Bu sefer beni üşümek güldürmez düşündürür hale geldi. Ne varsa üzerime giydim, ne varsa örttüm ama soğuk her yerden ayrı ayrı saldırıya geçmiş gibiydi; ayaklarımı korusam bacaklarıma, bacaklarımı korusam karnıma, karnımı korusam sırtıma, sırtımı korusam yüzüme esen soğuktan sinirlerim yıpranmaya başladı. Kulağımda kulaklık Türkçe şarkılar dinleyip bir iki göz yaşı döktüğüm doğrudur.

Uyanıklıkla uyku hali arasında tanımlayamadığım bir boşlukta baygın baygın salınırken, daracık uyku kabininin paravanına vurulmasıyla biraz geç de olsa kendime geldim ve kalktım. Bir Hintli kız yanıma gelecekmiş ama ben kızı göremeden kız beni görüp kaçtı :))) Artık yağmurluğum ve şalımla nasıl bir izlenim sergilediysem kız benimle uyumak yerine üzerine para ekleyip tek başına yatacağı bir yere geçti. Oysa ben beni ısıtacak birine razı halde bekliyordum :)

Bir süre sonra bir teyze geldi. İngilizce bilmiyor, gözlerimizle anlaşıyoruz. O da üşüyor soğuktan, ben de ve arada çaresizce birbirimize bakıyoruz. Bir ara isyan ediyorum ve gidip muavine kapatın klimayı desem de o klima asla kapanmıyor! Kaç kere uyandığımı hatırlamıyorum. Kaç kere döndüğümü, kaç kere kendi kendimi "aslında sıcak, aslında üşümüyorsun" diye telkin ettiğimi bilmiyorum. Bazen gözümü açıyorum teyze yüzüme bakıyor sonra uyumaya devam ediyor.

Neyse işte, sonuç olarak böyle anlamsız anlarla dolu saatler geçti ve artık Agra'ya vardığımda ateşlenmiştim :) Taj Mahal'i görmek istemiyorum diye ayaklarım geri geri giderken bir de üzerine ateş ve ishal eklendi. Perşembe günü hepimiz yarı hasta, Varanasi'nin yorgunluğunu henüz üzerimizden atamamışken bir de otobüsten sersemlemiş halde hostele yerleştik. Önce Taj Mahal'e girişin ne kadar pahalı olduğunu öğrenip şoka girdik sonra da Cuma günü Taj Mahal'in kapalı olduğu gerçeği ile yüzleştik. Eh bari bot turuyla gün batımında izleyelim Taj Mahal'i dedik, su yükseldiği için bot turları iptal olmuş diye oturduk nehrin kenarında yandan yandan baktık... Taj Mahal bana "sen beni görmek istemiyorsan ben seni hiç istemiyorum" dedi, "ne desen haklısın" dedim :)))

Foto: Agra / Taj Mahal'in yanında gün batımı

Ateşim düşene kadar yattığım 2 gecelik bir Agra seyahatini geride bırakıp bu sefer neyse ki trenle Jaipur'a doğru yola çıktık. Harika bir Hostel'e yerleştik (Blue Beds). Sabah bir hevesle kalktık, Jaipur'u fethetmek üzere hostelden çıktık. Tuktuk şoförleriyle pazarlık yapmaya çalışıyoruz hiçbiri bizi söylediğimiz yerlere götürmeye niyetli değil, kırılıyoruz tabii ki :) Yahu günlerce peşimizi bırakmayan tuktukçular resmen bizi istemez olmuş! Skandal! Hostele dönüp onların ayarlayacağı tuktuk şoförü ile gezelim bari diyoruz ama üzerimizdeki "gözler" mi "cenabet" oluşumuz mu yoksa Varanasi'de bana "good karma" yüklemesi yapan teyzeye verdiğimiz azıcık paranın kötü karması mı bilmem; biz mışıl mışıl uyurken Jaipur'un karıştığını ve sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini öğreniyoruz. Biz şok! Akış diyoruz, nasıl olsa yarın düzelir ümidiyle ulaşımda sıkıntı yaşamadan ulaşabileceğimiz tek yer olan Amber Fort'a gidip güzel bir gün geçiriyoruz.

Fotoğraflar: Amber Fort, Jaipur

Bir bakmışız yarın düzelir diye diye 3 gece kalmışız Jaipur'da ama hiçbir şey düzelmemiş :))

Sonuç olarak Jaipur'un nasıl bir yer olduğunu hiçbir zaman tam anlamıyla bilemeden hostelde 3 gün geçirdik :) Ah diyorum içimden, eski Sevgen olsa saçını başını yolardı; nasıl benim planladığım gibi gitmez işler diye köpürür dururdu! "Yat zıbar, dinlen biraz" deyişini seveyim senin Hindistan! :) Alıyorum bu güzel mesajı hemen bünyeme...

Eh sözünü dinledik hayatın ve döne döne yattık, dinlendik... Sonunda Jaipur'dan ümidimizi kesip Pushkar'a doğru yola çıktık; bu sefer "az öldürücü" denilebilecek soğuk bir otobüsle Ajmer'e vardık, oradan da halk otobüsüyle Pushkar'a geçtik. Bazı yerler anlamasan da farklı hissettirir, sana ait senden olan bir şeymiş gibi gelir... Akşam karanlıkta sırtımızda koca çantalarla dar sokaklardan hostele yürürken o his kapladı beni. Nedensiz belki ama derinden bir huzur ve sevgi ile sevdim olduğum anı ve yeri. Bıraksalar kaç gün kalırdım bilmiyorum Pushkar'da...

Pushkar'ı ve fotoğrafları paylaşmak için sabırsızlanıyorum, o zamana kadar da sizi öpüyorum.