Yoga ve Nefesimle Bulusma


Böcek seslerini dinleyerek ve açık pencereden süzülüp odayı saran çiçek kokularını içime çekerek yazıyorum, Rajpur’dan…

Evin yolunu hatırlamak, o koca bahçeye 2 yıl sonra tekrar adım atmak ve karşımda tüm güzelliğiyle Govindi’yi görmek tuhaf bir güven, huzur ve mutluluk veriyor. Umed’i göreceğim an için duyduğum çocuksu heyecana gülüyorum içimden. Beni hatırladıkları için resmen mutluyum; ne kadar çocuksu bir mutluluk yaşadığımı fark ediyorum.

Aynı bahçe içinde olmasına rağmen daha önce bir kerelik ziyaret ettiğim ve daha o zaman aklımda yer eden en güzel eve yerleşiyoruz. O güzel tabaklarla masa kurulmuş ve Umed sihirli elleriyle yaptığı yemekleri sofraya dizmeye başlıyor; daha ne isteyebilirim şu anda hayattan?

Belki kendimi bıraksam ilk lokma dilime değer değmez gözyaşları süzülebilir. Gözlerimi kapattığım an 2 yıl önce, bu sefer beyaz evde yediğimiz kahkaha dolu akşam yemekleri üşüşüyor zihnime. Govindi’nin sesini tekrar duymak, Umed’in mütevazi gülüşünü tekrar görmek ne güzel…

Yoga stüdyosuna ilk girdiğim gün gözlerim nasıl da kocaman açılmıştı ve “hayalimdeki yoga stüdyosu” diyerek heyecanlanmıştım. Yine aynı hayranlığı duyuyorum. Geçmişten minik minik kareler canlanıyor zihnimde. Aynı yerde başka bir insan olarak duruyorum. Ve aslında şu anda da dün yattığım yatakta başka bir insan olarak yatıyorum, değil mi?

İnsanın kendine küçük mahalleler, alışkanlıklar, düzenler yaratmaktan aldığı zevkle yüzleşiyorum. Bildiğin yüzleri görmek, bildiğin sokaklardan artık daha kendinden emin adımlarla yürümek özgüven mi veriyor? Ya da biraz daha ne istediğini biliyor olmak şu anda içinde olduğum hal ve o hali seviyorum.

Yolumu şaşırdığım, bir çıkmazın içinde debelendiğim anlarda yoganın beni nasıl çekip çevirdiğini görüyorum yine. Bir dost, sevgili gibi elimden tutup sırtımı sıvazladığını, yüreklendirdiğini hissediyorum. Herhangi bir tereddüt ve soru işareti ile vakit kaybetmeme izin vermiyor ve anında silip süpürüyor sanki. Ve halının altına değil, çok uzaklara doğru uçuşuyor süpürülen tozlar. O uzaklara baktığımda çoktan unutmuş oluyorum az önceki toz tanelerini.

Sessizleştiriyor, berraklaştırıyor.

Rajiv sordu dün “Nefesinizi tutabilir misiniz? Çok kıymetli o, tutun bırakmayın. Tutabilir misiniz? Gitmesine izin vermemeniz mümkün mü?” Kendi kendime güldüm çocuk gibi nefesimi tutmaya çalışan halimi görünce. Ve dedi ki “Nefes Ganj nehri gibi, her an değişiyor ve yenileniyor. Ganj’da akan su nasıl bir öncekiyle aynı değilse nefesin de bir önceki nefesinle aynı değil. Tutmaya çalışma, bırak gitsin.” Gözlerim doluyor. Nefesimle ilgili konuşmak genelde duygusallaştırıyor sanırım beni. Onu fark etmediğim anlar için ince bir pişmanlık hissediyorum. Ve onu tutma çabamı görerek yine kendime dair bir şeyler öğreniyorum, fark ediyorum ya da sadece hatırlıyorum bildiğim halimi…

Yine söz veriyorum kendime; onurlandır nefesini her an, bacaklarını hissettiğin gibi hisset onu da! Daha çok solu havayı ve daha çok bırak içine doldurduklarını…

Anlatamadığım bir hayranlıkla doluyum hayata karşı… Dolup taşan bir sevgi, güven ve inanış var güzelliklerin büyüyeceğine dair. Olumsuzluklarda boğulmaya meyilli yanımı umut dolduran şey her ne ise, o şu anda benimle. Kas ağrılarıyla boğuşan bedenimde hafiflik, nefesimde yumuşaklık, zihnimde daha az soru ile yine Rajpur’da sessizliğin ve yeşilin tadını çıkarıyorum.

Şu anda burada olmama neden olan her bir adımıma teşekkür ederek, yoganın hayatımdaki varlığına minnet duyarak uykuya dalıyorum her gece ve bu gece…

Sevgiyle :)