Neden mi Hindistan?


Hayat her zaman musluktan akan su gibi akmıyor. Irmak gibi taşlara, kayalara çarpıyor, köpürüyor, huysuzlaşıyor ve tekrar sakinleşiyor. Bazen öyle bir hırçınlaşıyor ki, bir kayaya ya da dala tutunup kıyıya çıkmak ve kaçmak istiyorsun içinden. Bazen de su seni çarpıp dururken ve acıtırken canını, parlak renkleriyle salınan balıkları izlemeye, suyun derinliklerindeki doğanın sunduğu çeşit çeşit otları, böcekleri tanımaya, sevmeye ve onlarla mutlu olmaya başlıyorsun. Bir yol daha var tabii; su ile akıp gitmek yerine kendine en derinlerde büyük kayalar arasında bir sığınak bulmak ve tehlikelerden, inişlerden-çıkışlardan uzakta ve ne yazık ki dışarıdaki güzellikleri de göremez, unutmuş halde yaşamak sığınağında...

Hindistan’a gelme, burada olma sevdam hem bir kaçış hem de kendimi suya bırakma hali sanki… Sığınağım ise İstanbul. Kendime ördüğüm ince duvarların içinde yaşayarak kolaylaştırıyorum hayatımı. Ve zorlaşmaya başladığını hissettiğim an, duvarlardan sesler girmeye, duvarlar çatlamaya, kırılmaya başladığı an kendimi Hindistan’da buluyorum. Her an dönebileceğim bir sığınağım olduğu bilinci ve sığınağımın tüm çatlaklarına rağmen buradan daha güvenli hissettiğim bir yer olduğu inancıyla kendimi ancak kilometrelerce ötede hayatın, suyun akışına bırakıyorum. Daha doğrusu hayatın akmasına ve onun içinde kendi yönümü bulmama izin veriyorum sadece…

Ve Hindistan beni duvarlara çarpıp, taşlara sürterken, pis bir suyun içinde tepe taklak edip kıyıya vurup geri çekerken; ben en zor dediğim anıları unutmuş, hiçbir darbenin tenime dokunmasına izin vermeyen çelik bir yeleğin içinde, yüzümde ya da kalbimin derinliklerinde bir yerde gülümseyerek bakıyorum etrafıma. Sanki burada güneş daha mı tatlı ısıtıyor sabahları? Çiçekler hep bu kadar güzel kokuyor muydu sahi? Ve her yerde böyle güzel parlıyor mu yıldızlar? Hayatımı zorlaştırdıkları her ana rağmen insanlar hep güzel mi, bana mı öyle geliyor?

Biliyorum, kendime tekrar edip duruyorum "Her yerde böyle güzel hayat ama senin görmek istediğin kadar" diye... Buradayken en güzelleri görmek, en güzelleri hafızama kazımak istiyorum. Bilerek ya da bilmeyerek sırtımı mutsuzluğa, yüzümü gördüğüm en ufak umuda dönüyorum.

Yer yüzündeki toprakların hepsi bir, hepsi aynı güzelliklerle beslemek istiyor beni biliyorum. Ama sanki benim ayaklarım en çok burada kök salıyor toprağa ve en çok bu topraktan çekebiliyorum suyu tüm bedenime. Cayır cayır yakan güneş en az burada kavuruyor sanki ya da rüzgar öyle tatlı esiyor ki kavrulan tenimi en çok burada ferahlamış hissediyorum. Ve en çok burada bırakıyorum kendimi bir boşluğa doğru, huzurla süzülüyorum.

"Neden Hindistan?" sorusunun cevabını yavaş yavaş buluyorum.