Silüet Olmalı Bu Yazının Adı :)

Kıyıdan az uzakta minik bir tekne içinde bir adam var. Birden bir sevgi patladı içimde adama karşı. Tek kelime etmeden, silüetinden mi anladım nedir bilmem " bu adam ne iyi bir adam" deyip duruyorum kendi kendime... Ne de güzel hayatı diye hemen tatlı bir ön yargı da geçti zihnimden...

Bu arada kendi kendime tekrarlıyorum "Bu düşündüklerini unutma sabaha kadar, sabah not alırsın.".

Güzel işte adam, silüetinden belli. Denize misina atıyor ama beklentisiz gibi. Gelirse gelecek balık, gelmezse de cennete baka baka batıracak güneşi.

"Ah Sevgen unutma bunları!" diyor yine iç ses.

Sigara tüttürüyor bir yandan, bir de şarabı dikiyor kafasına. Oh, afiyet olsun. Göz ucuyla misinayı kontrol ediyor tabii. Atıyor, çekiyor; azıcık beklenti de var elbet.

İç ses harekte geçirdi beni, aldım kağıt kalemi, artık unutacağım diye telaşa gerek kalmadı.

Ne kadar güzel adamın hayatı diye diye kendi kendimin beynini yedim. Karşısında çam ağaçları, tepeler ve 3-5 insanlı kumsal, ardında batmakta olan güneş ve o bir silüet olarak güzel güzel duruyor tam ortalarında.

Bunları tekrarlarken kafamın içinde, kendi hayatımın güzelliğine aydınlanıp güldü yüzüm. Benim de sırtım çam ormanlarına ve tepelere dönük, o kumsaldaki 3-5 insandan biriyim ve karşımda güzel silüetiyle teknedeki adam, turuncu-pembe gün batımı, turkuaz deniz ve o uçtaki özgür ağaç... Ne güzel büyümüş ağaç, kıvrılarak ve diğerlerinden ayrışarak. Belki diğer ağaçlar için "öteki" ve "çirkin" ve şekilsiz" ama belli ki neyse yaşamak istediği, nasıl büyümek istemişse öyle kıvrılarak farklılaşmış diğerlerinden.

Bir de bir arım var. Belli oldu bugünü birlikte bitireceğiz. Elime konduğunda yazmaya ufak bir mola veriyorum, sonra devam...

Ayaklarım da kumda, kumlar hala sıcak, içimi ısıtıyor. Deniz kenarındayken gözleri kapatmadan, denizin kokusunu içine çekmeden ve dalgaların sesini dinlemeden kalkmak olmaz. Kokusu biraz tuzlu, biraz kumlu, biraz da balıklı...

Az önce huysuzdum, kimse olmasaydı sahilde benden başka diyordum. Şimdi insanların tıkır tıkır, mıkır mıkır sesleri de bir güzel gelmeye başladı. Tıpkı kuşun cıvıltısı, arının vızıltısı, denizin kıyıya vurduğunda çıkardığı hışırtılar gibi...

Ah gidiyor adam da! Teşekkürler bu güzel gün batımı için. Güzel hayatına, hayatıma, tüm hayatlara minnetle öyleyse...